sağlık, kadın, hastalıklar, cilt bakımı, sağllık haberleri, sağlık bilgileri, çocuk, pspikoloji

Posts tagged ‘değil’

Karın yağlarından kurtulmanız zor değil

Karın yağlarınızdan kurtulmanız, bölgesel zayıflama yöntemleri arasında en zor olanıdır. Fakat zor demek imkansız demek değildir vede her zorluğun bir kolaylığıda vardır.

Karın yağlarından kurtulmanız zor değil

Göbek bölgesi yağlanması, insanları kalça-basen bölgesi yağlanmasından daha fazla rahatsız ediyor. Bölgesel olarak tabir edilen bu tür yağlanmalar, zayıf kadınlarda bile görülebiliyor. Sadece estetik açıdan değil, sağlık açısından da riskli olan göbek yağlanmasının nedenleri arasında ise yüksek şekerli yiyecek alımının fazla olması, hareketsizlik (oturarak çalışma) ve insülin dengesizliği yatıyor.

Suadiye Memorial Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Oya Yüksek, insülin dengesizliğinde kan şekeri seviyelerinde ve bununla birlikte diğer kan değerlerinde bozulmalar görüldüğünü, bunun sonucunda da özellikle bel-karın bölgesinde yağlanmalar oluştuğunu açıklıyor.

Diğer taraftan, bir sağlık sorunu olmasa da, yüksek karbonhidrat alan kişilerde vücut yağlarının özellikle göbek bölgesine doğru biriktiği belirtiliyor.

Karın bölgesinin yağlanmasını engellemek için uzmanlar, öncelikle tekli doymamış yağ asidi içeren besinleri tüketmenizi öneriyor. Doymamış yağ asitleri; fındık, avokado, zeytinyağı, kanola yağı, badem yağı, fıstık ve cevizde bol miktarda bulunuyor. Vücut kaslarını korumak için sıkılaştırma (kuvvetlendirme) hareketlerinin yapılması da karın yağlarıyla savaşı kazanmanızı sağlıyor. Özellikle yağ yakımı için aerobik egzersizleri yapmak, karın yağlarından kurtulmak için ideal bir yöntem. Yüksek karbonhidrat yerine daha düzenli dağılmış öğünleri tercih etmek ve karbonhidrat alımında, karışık karbonhidrat diye tanımlanan esmer tahıl ürünlerini tüketmek de sıkı, diri ve dümdüz bir karın sahibi olmayı kolaylaştırıyor.

Karın yağlarından kurtulmanız zor değil

Advertisements

Yemeğe tuzunu ocakta değil sofrada katın

Yemeğe tuzunu ocakta değil sofrada katın

Ciddi sağlık sorunlarına neden olan iyot yetersizliğinden korunmak için iyotlu tuzun yemeğe ocaktayken değil sofradayken katılması gerektiği kaydedildi.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zerrin Orbak, insan vücudunda beyin başta olmak üzere tüm organların düzenli büyümesi, gelişmesi ve çalışması için gerekli hormonların yapımında kullanıldığını belirtti.

Orbak, Türkiye’de içme suyu ve besinlerle yeterli miktarda iyot alınamadığını, iyot yetersizliğinden vücudun iyot açığı kapatılarak korunulabileceğine dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”İnsanlarımızın yaşadığı iyot yetersizliğinin önüne geçilmesi için ülkemizde 1994 yılından bu yana ‘İyot Yetersizliği Hastalıklarının Önlenmesi ve Tuzun İyotlanması Programı” yürütülüyor. Programın uygulanmasının ardından ülkemizde iyotlu tuz kullanımı artmakla birlikte henüz yeterli düzeyde değildir.”

Türkiye’de market, süpermarket ve hipermarketlerde bulunmamakla birlikte başka birtakım yerlerden iyotlanmamış tuz temin edilebildiğini vurgulayan Orbak, iyotsuz tuzların satın alınmamasını istedi.

-”AÇIK BIRAKILDIĞINDA TUZDAKİ İYOT YOK OLUYOR”-

Sorunun önüne geçmek için sadece tuzların iyotlanması ve iyotlu tuz kullanımının yeterli olmadığını vurgulayan Orbak, ”İyotlu tuz nemli olmayan ortamlarda, kapalı
kutularda ve dolaplarda saklanmalı. Beklenen faydanın gerçekleşmesi için iyotlu tuz yemeğe ocaktayken değil sofradayken katılmalı. Açıkta bırakıldığı takdirde tuzdaki iyot yok oluyor, yemek sıcakken katıldığında da tuzdaki iyot etkinliğini kaybediyor. Ev hanımılarının bu konudaı bilinçlendirilmesi faydalı olacaktır” diye konuştu.

Orbak, iyot yetersizliğinin yaşanılan bölgedeki toprak, su ve bitkilerdeki iyot miktarına bağlı olarak değişik düzeylerde ortaya çıktığını bildirdi.

-NEDEN OLDUĞU SAĞLIK SORUNLARI-
Sağlık Bakanlığı’nın halkı iyot yetersizliği konusunda bilinçlendirmek için hazırladığı kitapçıkta, iyot yetersizliği yaşanması halinde tiroit bezinden kana geçen hormonların yeterli miktarda yapılamadığı, hemen hemen tüm organların büyümesi, gelişmesi ve işlevlerinde
sorunlar ortaya çıktığı, boy uzamasının durduğu, zihinsel işlevlerin gerilediği vurgulandı.

-Kitapçıkta şu bilgilere yer verildi:-
”İyot yetersizliği anne karnında ve bebeklikte düşük, ölü doğum, bebek ölümü, sağırlık, dilsizlik, cücelik, zeka geriliği ve doğum anomalilerine neden oluyor. İyot yetersizliği çocukluk ve gençlik döneminde ise guatr, kısa boyluluk, zihnin yetersiz çalışması, öğrenme yetersizliği, algılama yetersizliğine yol açıyor. İyot yetersizliği yetişkinlerde ise guatr ve verim düşüklüğüne neden oluyor, tiroit kanseri riskini artırıyor.

İyot yetersizliğinden kaynaklanan hastalıklarının başında, en çok bilinen ve görülebilen guatr geliyor. Guatr her yaş grubunda önemli bir hastalıktır. İyot yetersizliği hastalıklarından en
ciddi olanı ise bilinmeyen ve gözle görülemeyen bir sorun olan beyin özürü ve zeka geriliğidir.”

Yemeğe tuzunu ocakta değil sofrada katın

Sorun, toprağın besinlerden yoksun kalması değil – bizim yiyecek seçimlerimizdir

Sorun, toprağın besinlerden yoksun kalması değil – bizim yiyecek seçimlerimizdir

Duyduğunuz onca korkutucu hikayeye rağmen, topraklarımız besinler açısından çoraklaşmamıştır. Kaliforniya, Washington, Oregon, Teksas, Florida ve diğer eyaletler, meyve, sebze, fa­sulye, kuruyemiş ve çekirdeklerimizin çoğunu üreten ve hala zengin ve verimli olan topraklara sahiptir. Amerika dünyada besin açısından en zengin ürünlerden bazılarını üretmektedir.

Resmi kaynaklar yiyeceklerin besinsel analizlerini yayın­larlar. Ülkenin her tarafındaki süpermarketlerden yiyecekler alınır, analiz edilir ve sonuçlan yayınlanır. Birçok sağlıklı yiyecek ve tamamlayıcı taraftarının iddialarının aksine, bu ülkede yetiştirilen ürünler besinler açısından zengin ve mine­ral seviyeleri yüksektir; özellikle de fasulye, kuruyemiş, çekir­dek, meyve ve sebzelerde. Bununla birlikte Amerika’da üretilen tahıllarda, sebzelerdeki mineral yoğunluğu yoktur. Güneydoğu eyaletlerindeki tahıl ve hayvan yemi olarak kul­lanılan ekinler en zayıf olanlardır; ama bu eyaletlerde bile ekinlerin sadece küçük bir yüzdesinde minerallerin eksik olduğu bulunmuştur.

Değişik topraklarda yetişen çok çeşitli bitkisel yiyecekler­den oluşan bir diyet uygulandığında, toprağın yetersizliği nedeniyle besinsel eksiklik çekme tehlikesi ortadan kalkar. Bazı besinsel tamamlayıcı savunucularının iddia ettiği gibi Amerikalılar toprağın besinsizliği nedeniyle besin eksikliği çekmemektedirler. Amerikalılar besin eksikliği çekmektedir­ler, çünkü yeterli miktarda taze ürün yememektedirler. Ame­rikalıların tükettiği kalorilerin yüzde 90′ı rafine yiyeceklerden ya da hayvansal ürünlerden gelmektedir. Rafine edilmemiş bitkisel yiyeceklerden bu kadar az tüketirken besin eksikliği çekmemek mümkün mü?

Amerikan diyetindeki kalorilerin yüzde 40′ından fazlası besin içermeyen şeker ya da rafine tahıllardan geldiğinden Amerikalılar, ciddi seviyede kötü beslenmektedirler. Rafine şekerler, onları ne kadar fazla tüketirsek o kadar kötü beslen­memize yol açarlar. Amerika’da görülen yüksek kanser ve kalp krizi oranında suç kısmen şekere aittir.

Şeker konusundaki tek kaygımız diş çürükleri olmamalıdır. Çoğu Amerikan ailesi gibi kalorilerimizin çoğunu almak için şeker, beyaz un ve yağı kullanırsak ve çocuklarımızın da kul­lanmasına izin verirsek, ömür boyu hastalıklarla uğraşmaya ve erken ölüme kendimizi mahkum etmiş oluruz.

Rafine şekerler; sofra şekerini (sukroz), süt şekerini (lak­toz), balı, esmer şekeri, yüksek früktozlu mısır şekerini, şeker pekmezini, mısır tatlandırıcılarını ve meyve suyu konsant­relerini içerir. Çocukların çoğunun içtiği şişede ya da karton kutularda satılan meyve suları bile besinsiz yiyeceklerdir ve obezite ve hastalığa neden olurlar. Besinsel karnesi bakımın­dan şekerli sudan çok da farklı olmayan işlenmiş elma suyu, okul öncesi çocuklar tarafından tüketilen meyve porsiyon­larının yüzde 50′sini oluşturmaktadır. Örneğin, bütün bir elmada bulunan C vitamininden elma suyunda hiç yoktur. Por­takallar en besleyici meyve suyunu oluştururlar, ama portakal suyu bile orijinal bir portakalla karşılaştırılamaz. Turunçgil­lerde, anti-kanser bileşenlerin çoğu, meyvenin suyu sıkılırken atılan zar ve meyvenin etli kısmında bulunur. Karton kutularda satılan portakal sularında, bir portakalda bulunan C vitamini
miktarının yüzde 10′undan daha azı bulunur; lif ve fitokimyasalların oranı ise daha bile azdır. Meyve suyu meyve değil­dir ve ambalajlı meyve suları taze meyvede bulunan besinlerin onda birini bile içermez.

Lif açısından fakir olan işlenmiş karbonhidratlar, şeker emilimini yavaşlatmayı başaramazlar ve glikoz seviyelerinde geniş dal­galanmalara neden olurlar.

Boş kalori, boş kaloridir. “Meyve suyu” ile tatlandırılmış kurabiye, reçel ve diğer işlenmiş yiyecekler (doğal ürünler satan bir dükkandan alınmış olsalar bile) kulağa daha sağlıklı gelir ama beyaz şekerli ürünler kadar kötüdürler. Meyve suyu konsantre edilip tatlandırıcı olarak kullanıldığı zaman bütün sağlıklı besinsel bileşenleri yok olur, geriye sade şeker kalır. Vücudunuz açısından rafine şeker ile meyve suyu tatlandı­rıcıları, bal, meyve suyu konsantresi ya da diğer konsantre tat­landırıcılar arasında bir fark yoktur. Tatlı yeme güdümüz, imitasyonları değil gerçek meyveleri tüketmemiz ve onların zev­kini çıkarmamız için doğa tarafından bize verilmiştir. Taze sıkılmış portakal suyu ve diğer taze meyve ve sebze sulan, ori­jinal vitamin ve minerallerin çoğunu içeren nispeten sağlıklı yiyeceklerdir. Fakat tatlı meyve suları ve hatta havuç suyu, lif içermedikleri ve şeker
konsantrasyonları yüksek olduğu için ölçülü bir şekilde kullamlmalıdırlar. Ve kilo vermek isteyenler için ideal yiyeceklerden değillerdir. Ben genellikle bu suları tek başına bir içecek olarak değil, salata ya da diğer yemeklere sos olarak kullanırım. Taze meyveler ve hatta kurutulmuş meyveler, çeşitli koruyucu besin ve fitokimyasalları içerirler; bu nedenle gerçek yiyeceklerden uzaklaşmayın.

Sorun, toprağın besinlerden yoksun kalması değil – bizim yiyecek seçimlerimizdir

[end]

Tag Cloud