sağlık, kadın, hastalıklar, cilt bakımı, sağllık haberleri, sağlık bilgileri, çocuk, pspikoloji

Posts tagged ‘kandil şiiri’

Mevlid kandili nedir

Batılı Alimlerin Gözünde Hz. Muhammed (sas)

En kat’î fazilet odur ki, düşmanları dahi o faziletin tasdikine şehadet etsin1.”

Varlığı yüzü suyu hürmetine yaratılan dünyamıza teşrifinden itibaren, hakkında en çok konuşulan insan hiç şüphesiz kâinatın Efendisi Hz. Muhammed’tir (sallâllahu aleyhi ve sellem) . Daha peygamberlik görevi gelmeden önce Mekke müşrikleri O’nun için el-Emîn (en güvenilir insan) dediler. En şiddetli düşmanları dahi O’nun risaletini inkâr ederken şahsiyeti için kötü söz söylemekten hep uzak durmuşlar ve onun faziletini, yüceliğini ve mürüvvetini ifadeden geri durmamışlardır. O, müşrikler için de mü’minler için de en güvenilir insandı. Sözüyle özüyle birdi ve hiçbir zaman O’ndan beklenmeyen bir davranış veya söz sadır olmazdı. Asrında yaşayan insanlar davasına inanmasalar da O’nun faziletine işaret ediyor ve doğruluğuna inanıyorlardı. O’nun günümüze kadar milyarlarca takipçisi olmuş ve halen insanlık O’nun açtığı o şehrahtan akın akın yürüyüp gitmektedir. Dost düşman milyonlarcası O’nun hayatını didik didik etmişler, defalarca incelemişler ve hiçbir zaman davasında O’nu zor duruma düşürecek en ufak hatalı bir davranışını bulup çıkaramamışlardır.

Doğu dünyasını incelemek adı altında özellikle İslâm’ı, Müslümanlığı ve Efendimiz’i (sallâllahu aleyhi ve sellem) tezyif etmek maksadıyla kurulan oryantalizm çalışmaları çerçevesinde binlerce oryantalist ortaya çıkmış, asırlar boyunca gerek O’nu gerekse dinini ciddi bir kritiğe tabi tutmuşlardır. İnsafla inceleyen pek çok oryantalist yaptığı çalışmalar sonucunda O’nun nur ikliminde erimiş ve İslâm’ı hayatına rehber edinmiştir. Bir kısmı da, çeşitli sebeplerden dolayı O’nun nur ikliminde eriyememenin ya da O’nun dünyasına ulaşamanın ızdırabını eserlerinde üzülerek dile getirmişlerdir. Meşhur filozoflardan, Prusyalı devlet adamı ve modern Almanya Devleti’nin kurucusu Prens Otto Von Bismarck2 (1815-1898) bu üzüntüsünü ‘Seninle aynı asırda bulunamadığımdan dolayı üzgünüm ey Muhammed! (sallâllahu aleyhi ve sellem) İnsanlık senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da göremeyecektir. Bundan dolayı, senin huzurunda kemal-i hürmetle eğilirim.’ cümleleriyle dile getiriyor. Bismarck bir başka sözünde de ‘Ben şunu iddia ediyorum ki, Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem) mümtaz bir kuvvettir. Yaratıcı’nın böyle ikinci bir vücudu imkân sahasına getirmesi ihtimalden uzaktır.’ diyerek O’nun seçkin bir insan olduğuna işaret eder.

‘İslâmiyet’in gayet parlak bir ateş gibi doğdu’ğunu ifade eden ve O’nun o nurdan iklimini görüp tanıyan ancak o potada erime bahtiyarlığına eremeyen, O’nda gördüğü yüksek fazileti sözleriyle takdir eden bir diğer filozof da Thomas Carlyle’dir3 (1795-1881) . Kahramanlar4 adlı kitabında ‘Peygamber Kahraman Muhammed’ başlığıyla kendisine en geniş yeri ayırdığı Efendimiz, onun gözünde ‘Göğün yere en kıymetli vergisi’ ve ‘Bize Allah’ın Haberini getirmek üzere gerçekten gökten yere indirilmiş bi insan ruhu’dur5. Carlyle’ye göre ‘En evvel kulak verilecek sözlerin en lâyıkı Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) sözüdür. Çünkü, hakikî söz, O’nun sözleridir.’ Carlyle misyonu itibarıyla hiç kimsenin O’nunla mukayese edilemeyeceğine işaretle şunları ifade eder. ‘Şâyet gayenin büyüklüğü, vasıtaların küçüklüğü ve neticenin azameti insan dehâsının üç ölçüsü ise, modern tarihin en büyük şahsiyetlerini dahi, Hz. Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem) ile mukayeseye kim cür’et edebilir ki..? Efendimiz’in tevazuu ve sadeliği Carlyle’yi büyüleyen bir başka hususiyetidir. Nitekim şu sözleri onun bunu çok güzel ifade etmektedir. ‘Muhammed arkadaşlarının karşısında dimdik duruyordu; hiçbir sır perdesi ile örtülü değildi; herkesin gözü önünde hırkasını dikiyor, çorabını yamıyordu; asla aralarından ayrılmadan çarpışıyor nasihat veriyor, emrediyordu; Adı ne olursa olsun O’nun ne cinsten bir insan olduğunu onlar elbette görmüşlerdi. Hiçbir taçlı imparator hırkasını kendi eliyle yamalayan bu insan kadar sayılmamıştır.. O tam yirmi üç yıl çetin ve müsbet bir imtihan devresi geçirdi. Bu imtihanı kazanmak için hakiki bir kahraman değerine sahip olmaktan başka bir çıkar yol yoktu.’6

D. Eratsen ise modern çağ insanının içine düştüğü girdaptan kurtulabilmesinin tek çaresinin Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) yoluna girmesiyle olacağını şu ifadelerle ortaya koymaktadır: ‘Ben şahsen Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) hayranlarındanım. Hür milletlerin karşısında bulunan ateizm (dinsizlik) ve komünizm ancak Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) gösterdiği prensiplere sâdık kalınmak şartıyle bertaraf edilebilir. Her şeyden evvel Hıristiyan âleminin, Müslümanlarla birleşmesi, menfaatleri icabıdır.’

O’nun hem peygamber hem de son peygamber olduğunu kabul etmede tereddüt edenlere karşı Dr. Steingas şu cümlelerle cevap vermekte ve O’nun risaletini gönülden kabul ve tasdik etmektedir. ‘Hz. Muhammed’in doğruluğu, faaliyeti, hakikati aramadaki samimiyeti, sonsuz azmi, hiçbir vakit sarsılmayan imanı, kendisini dinlemek istemeyenlere ezelî hakikati dinletmek yolundaki sebatı, bana kalırsa bunlar O’nun, o cesur ve azimkâr Peygamber’in son peygamber olduğuna en kat’i ve en emin delillerdir.’

O’NUN EN BÜYÜK MUCİZESİ: KURÂ’N-I KERİM

Hiç şüphesiz Efendimiz’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) en büyük mucizesini Kur’ân-ı Kerîm olduğu Avrupalı filozoflarca da kabul edilmiş ve neredeyse hiçbir zaman ayrı mütalâa edilmemiştir. Nitekim J. Dovenport Kur’ân ve Mesajı adlı eserinde bu durumu şu şekilde dile getirmektedir. ‘Hz. Muhammed, sürekli bir mucize sayılan Kur’ân-ı Kerim’le halkına seslenmiş, risaletini Kur’ân’a dayandırmış, o zaman Arabistan’da sayıları çok olan bütün şiir ve konuşma ustalarını susturmuş, hepsini ona nazire getirmekten aciz bırakmıştı.’

Filozoflardan biri olan Jean-Paul Roux ise bir yandan Hz. Muhammed’in en büyük mucizesi olan Kur’ân’a bir yandan da o yüce kitabın insanların akıllarına ve kalplerine nasıl tesir ettiğine işaretle şu sözleri söylüyor: ‘Hz. Muhammed’in hakiki mucizesi, bir melek vasıtasıyla gökten indirilmiş bütün âyetlerden oluşmuş olan Kur’ân’dır. Tevrat ile İncil’den sonra vahyolunan son mukaddes kitap ise odur. Şiirden üstün, taklidi imkânsız ve tercümesi mümkün olmayan bu ulvî eserin olgunluk seviyesine ne bundan evvel çıkılabilmiştir, ne de bundan sonra çıkılabilecektir. İslâm’ın yayılmasında Kur’ân okumanın bütün uzun nutuklardan daha büyük bir âmil olduğu birçok şehâdetlerle sabittir. Yola getirilmeleri imkânsız düşmanlar bile Kur’ân’ı dinler dinlemez birdenbire duraklıyorlar ve hemen imana gelip kelime-i şehâdet getiriyorlardı. âyetlerdeki kelimelerde fevkalâde bir kuvvet ve kudret vardır! ‘7

‘Hz. Muhammed Kur’ân’ı kendisi için tertip etmiş değildi. Onu insanlara tebliğ etmişti. Bu kitap, O’nun kendi nutuklarından mürekkep bir mecmua veyahut yaptığı işlerin bir tarihi değil, Allah’ın tebliğ ettiği muhtelif metinlerden oluşmuştu’.

Profesör Edovard Montel, Hıristiyanlığın İntişarı ve Hasmı Olan Müslümanlar adlı eserinde8 Hz. Peygamber’in idrak ve şuur timsâli bir insan olduğunu ifade ederek şunları söylüyor: ‘Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) şuur ve idrak timsali olduğu; beyninin, iman ışıkları ve kâmil bir itikad-ı yakîn ile pür-nûr olduğu muhakkaktır. O çağdaşlarını aynı heyecanla alevlemiş, bu sıfatlarla teçhiz etmiştir. Hz. Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem) başardığı ıslahatı, ilâhi bir vahiy olarak takdim etmiştir. Bu, ilâhî bir vahiydir. Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) dini, akıl kaidelerinin ilhamlarına tamamıyla uygundur. Bu kadar mükemmel ve esrarengiz, her insanın tetkikine bu kadar açık olan bir din, muhakkak insanları kendisine çeken, mucizeli bir kudrete sahiptir. Müslümanlığın bu kudreti taşıdığında şüphe yoktur.’9

Fransız tarihçi, şair ve devlet adamı Alphonse Marie Louis de Lamartine10
(1790-1869) tarih içinde Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) yerini şu şekilde vurgulamaktadır: ‘Modern tarihin en büyük şahsiyetlerini bile Muhammed’le kıyaslamaya kim cesaret edebilir. O şahsiyetlerin en meşhurları ancak maddî kuvvetler kurdular. Hâlbuki O, orduları, hukuk sistemlerini, imparatorlukları, kavimleri, hanedânları ve dünyanın üçte biri üzerindeki milyonlarca insanı harekete geçirdi.’11

Katolik ilâhiyatçısı Prof. Dr. Hans Kung12 ise O yüce kamet hakkında şunları ifade eder: ‘Hz. Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem) , kelimenin tam mânâsıyla bir peygamberdir. O, İslâm’ın idealleştirdiği hayat tarzının modelidir. Hz. Muhammed’i (sallâllahu aleyhi ve sellem) bir defa peygamber kabul ettiğimizde, tutarlı olmak için, O’nun elindeki kitabı da Allah kelâmı kabul etmemiz gerekir.’13

1927 Hukuk Kongresi Başkanı Shebol ise insanlığın O’nun varlığıyla ve bizim gibi bir insan olmasıyla övünülmesi gerektiğini ifade sadedinde şunları söylemektedir: ‘Hz. Muhammed’in (sallâllahu aleyhi ve sellem) insan olması itibarıyla, bütün insanlık muhakkak iftihar eder. Çünkü: O zat, ümmî olmasıyla beraber, on üç asır evvel öyle kanunlar ve esaslar getirmiş ki, biz Avrupalılar iki bin sene sonra O’nun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut, en saadetli nesiller oluruz.’14

Fransız felsefeci Louis Lavallee15 (1883-1951) ise O’nun cemiyeti oluşturan tüm güzel unsurların ve insanlığı doğruya götüren bütün kuralların yegane kaynağının Kur’ân ve onu insanlığa tanıtan Hz. Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem) olduğunu belirterek O’nun insanlığa hizmetini şu şekilde ifade etmektedir. ‘Hz. Muhammed (sallâllahu aleyhi ve sellem) Arabistan’ı medenîleştirmiştir: Çünkü din, ahlâk, kanun ve cemiyet gibi esasların istisnasız hepsi, bütün hukukun kaynağı ve her türlü vazifenin menşei olan Kur’ân’ın çeşitli sûrelerinde tam olarak mevcuttur: Bütün İslâm cemiyeti tamamıyla işte O’ndan doğmuştur.’

Dost düşman herkesin ittifakla kabul ve takdir ettiği Efendimiz (sallâllahu aleyhi ve sellem) , insanlığın muhtaç olduğu çıkış yollarını en güzel bir tarzda sunmakta ve hem dünya hem de ukbâ saadetini taahhüt altına almaktadır. İnsaf ile bakan herkes, gerek doğulu olsun gerek batılı, gerek alim olsun gerek avam hiç şüphesiz O’nun o nur ikliminin aydınlatıcı yolunu görecektir. Yukarıdan beri sunulan bir kısım sözler O’nun dininden olmayan kimselerin hakkında nasıl sitayişkâr ifadelerde bulunduklarını göz önüne sermektedir. Bütün bunlar O yüce kâmetin davasının hak olduğunun dostlar meclisleri yanında yaban meclislerince de kabul gördüğünün en güzel örnekleridir.

Advertisements

Mevlit Kandili Bugün

Pazartesi doğdun güneş
Saat belki dört belki beş
Yetimdin, Ailen saygın…

Kalmak ilahi eksende
Dalmak sünnetle ekranda
Mevlit kandili bugün…

Gece sanma sıradandır
Sırra kalem yaradandır
Tefekkürlerle kal solgun…

Hisset Haram’dır sanki
Peygamber dilinde yankı
Özlem gideresin engin…

Rawza’sında yeşile doy
İhramını koşulsuz koy
Sevgisi ebedi kefen…

Yetimiz ümmi yolunda
Savrulduk aşkın külünde
Bizim gibi var mı zengin…

Muson yağmurları yaşım
Mecnun gördü herkes başım
Görmeliyim olsam seksen…

Cemaline baksam hayran
Dinlesem dilinden Kur’an
Her an böyle kalsam doygun…

İbadettir asıl işim
Sünnet yolunda eşim
Kevser yol, dilerim uygun…

Doğum günün kutlu olsun
Yüreğim seninle dolsun
Cennetsi geceye buyurun…

Safet Kuramaz

mevlid kandili şiir

MEVLİD KANDİLİ
İçim içime sığmıyor
Bu gün bayram, bu gün mevlid kandili
Gözümden yağmur yağmıyor
Bu gün bayram dostlar, bu gün mevlid kandili

Bu gün alemlere rahmet doğdu
Doğdu da cihanı nura boğdu
Geldi alemin nuru karanlığı kovdu
Bu gün bayram, bu gün mevlid kandili

Sen, ben doğmuşuz ne çıkar
Diğer varlıkların ne hükmü var
İbrahim Allah’a dost, Muhammed ona yar
Bu gün bayram dostlar, bu gün mevlid kandili

Bu gün bayram, çünkü Cuma günüdür
Bu gün bayram, çünkü dua günüdür
Bu gün peygamberimin doğum günüdür
Bu gün bayram dostlar, bu gün mevlid kandili

Aç elini eyle dua,
İster suya, ister dağa,
Onunla erdik mutluluğa
Bu gün bayram, bu gün mevlid kandili

Kelimeler mutluluğuma etmiyor kifayet
Gönülden değil kalemdendir şikayet
Onunla geldi nur, onunla doğdu İslamiyet
Bu gün bayram dostlar, bu gün mevlid kandili

Sözüm bitip sana veda ederken
Elim açıp Rabbe dua ederken
“Rabbim beni kavuştur” derken
Bugün bayram dostum, bu gün mevlid kandili

İsmail Onay

mevlid kandil şiiri

Müşerref olduk teşrifinle ya Muhammed
Nurun Kainatı ihtizaza getirdi şevk ve heyacanla
Yoluna abad oldu her bir zerre her bir an
Teslim eyleyip teyid için kainata

Müşevvik olduk (şevke geldik) iltihakınla ya Muhammed
Lem’atın Arzı aşka getirdi sevgi ve muhabbetle
Meşkine meyalan oldu her bir kalb her bir seyir
Takdis eyleyip temin için aleme

Müstefiz olduk (feyz aldık) feyzinle ya Muhammed
Ziyan Zemini zikre getirdi şevk ve gönül ile
Virdin yol oldu her bir vücut her bir zikirde
Tezkir edip telif için aktara

Mutmain olduk (tatmin olduk) ıspatınla ya Muhammed
Bürhan’ın Ukulu iz’ana getirdi akıl ve muhakemeyle
Düsturun yol oldu her bir fikir her bir zekada
Tefekkür edip teslim için Halıka
Dr. Uğur Yahşi, Küçük Çamlıca, İST. 25.02.2010 10:00

Uğur Yahşi

Mevlid Kandili Şiir

Mevlid Kandili
Rebiulevvel ayında, bir güneş doğdu
Dünyada ki, bütün haksızlıkları boğdu
Onun teşrifiyle, putlar hep yok oldu
İnananların sayısı, çığ gibi oldu

Doğdu mah-ı hüda, ufku beşerde bu gece
Güller açıldı, lale misal serde, bu gece
Çınladı arz-u sema, bu gece
Bir ulvi basiretle geldi, bu gece

Ulaştı dermanlar, her derde bu gece
Öksüzlere kucak açıldı, bu gece
Hak geldi, batıl zail oldu bu gece
Onun gelmesiyle, kâinat aydınlandı, bu gece

Hz. Muhammedi gizleyen, Mağara idi
Hz. Musa’ya yol olan, deniz idi
Hz. Yusuf’u saklayan, kuyu idi
Hz. Yakubu örten, gece idi

Hz. İbrahim’i koruyan, güller idi
Hz. Muhammed’e, gönüller âşık idi
O, sonuncu nebi ve resul idi
Bu gece, onun doğumu olan, mevlit kandili idi

25.02.2010
Fikret Gürsoy
ARAŞTIRMACI-YAZAR-ŞAİR-PROGRAMCI

Tag Cloud